— Selin’in Hikayesi
Kanada’ya geldikten yaklaşık bir yıl sonra herkesin istediği noktadaydım.
İyi bir işim vardı.
Düzenli bir gelirim vardı.
CV’im güçlenmişti.
Dışarıdan bakan biri için “başarılı bir göç hikayesi”ydim.
Hatta Türkiye’den arkadaşlarım bana yazıyordu:
“Nasıl yaptın?”
“Zor muydu?”
“Memnun musun?”
Ben de genelde şu cevabı veriyordum:
“Zor ama değiyor.”
Ama içimde başka bir cevap vardı. Sadece kimseye söylemiyordum.
Bir gün ofiste otururken etrafıma baktım.
Herkes bilgisayar başında. Herkes işine odaklanmış.
O an aklımdan şu geçti:
“Ben buraya nasıl geldim?”
Yaptığım işi seviyordum mu?
Emin değildim.
Burada yaşamak istiyor muydum?
Onu da tam bilmiyordum.
Bu düşünce ilk başta kısa sürdü. Ama sonra tekrar etti.
Ve tekrar.
Ve tekrar.
Bir gün kahve molasında otururken fark ettim:
Ben kendimle hiç konuşmamışım.
Hep bir hedef vardı:
- sınavı geç
- ülkeye gel
- iş bul
- düzen kur
Ama hiçbir zaman şu soruyu sormamışım:
“Ben ne istiyorum?”
Bu farkındalık kolay gelmedi.
Başta bastırdım. İşe odaklandım. Daha çok çalıştım. Kendimi meşgul etmeye çalıştım.
Ama işe yaramadı.
Bir akşam eve geldim. Laptopu açtım. LinkedIn’e baktım. Herkes başarı dolu paylaşımlar yapıyordu.
Ve o anda bir şey hissettim:
Yorgunluk.
Fiziksel değil. İçsel.
Sanki sürekli bir şeyleri kanıtlamaya çalışıyormuşum gibi.
O gece geç saatlere kadar uyuyamadım.
Sabaha karşı bir karar verdim:
“Duracağım.”
Ertesi gün işe gittim ama farklıydım. Daha yavaş. Daha bilinçli.
Sonra küçük değişiklikler yaptım.
Hafta sonları kendimle zaman geçirmeye başladım. Şehir içinde yürüdüm. Telefonsuz.
Kendime sorular sordum.
Ne hoşuma gidiyor?
Ne beni gerçekten mutlu ediyor?
Cevaplar hemen gelmedi.
Ama zamanla gelmeye başladı.
Bir gün fark ettim:
Ben sadece “başarılı olmak” için yaşamışım.
Ama “iyi hissetmek” başka bir şeymiş.
Bu noktadan sonra hayatımı küçük küçük değiştirmeye başladım.
İşime yaklaşımım değişti.
İnsanlarla iletişimim değişti.
Kendime bakışım değişti.
Bugün hala Kanada’dayım.
Hala çalışıyorum.
Ama artık farklıyım.
Artık sadece doğru görünen bir hayatın peşinde değilim.
Bana iyi gelen bir hayatın peşindeyim.
Ve belki ilk defa şunu söyleyebiliyorum:
Ben artık kendi hayatımın içindeyim.
