— Ahmet’in Hikayesi
Kanada’ya geleli bugün tam 10 yıl oldu. Bunu yazarken kendim bile biraz durup düşündüm. Çünkü zihnimde hala ilk günler çok canlı. Hatta bazen o kadar net hatırlıyorum ki, sanki dün gelmişim gibi. Ama sonra etrafıma bakıyorum, hayatıma bakıyorum… ve aradan gerçekten uzun bir zaman geçtiğini fark ediyorum.
Bugün dışarıdan bakıldığında “başarılı bir göç hikayesi” sayılırım. İyi bir işim var, düzenli bir hayatım var, çevrem var. Kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum. Ama biri bana gelip “nasıl yaptın?” diye sorduğunda, tek bir cevap veremiyorum. Çünkü bu hikaye öyle tek bir doğru kararla, düzgün planla falan ilerlemedi. Tam tersine, başta her şey oldukça dağınıktı.
Kanada’ya geldiğimde elimde sadece bir hedef vardı: kalmak. Nasıl olacağını bilmiyordum. Ne kadar zor olacağını da tam anlamamıştım açıkçası. Sadece gitmem gerektiğini düşünüyordum. Türkiye’de bir şeyler yolunda değildi ve ben o durumdan çıkmak istiyordum. Belki biraz kaçmak, belki yeniden başlamak… hangisi olduğunu o zaman net bilmiyordum.
İlk aylar düşündüğümden daha ağır geçti. Herkes “zor olur” demişti, ama bunun ne demek olduğunu gerçekten yaşamadan anlamıyorsun. İnsanlar zor diyor ama neyin zor olduğunu pek anlatamıyor. İşte ben de o zorun ne olduğunu Kanada’ya geldikten sonra öğrendim.
İlk üç ay iş bulamadım. CV gönderdim, başvuru yaptım, LinkedIn’i saatlerce kurcaladım ama sonuç yoktu. Bu süreçte en zor şey reddedilmek bile değildi. En zor şey, hiç kimsenin seni tanımamasıydı. Türkiye’de kim olduğunun, neler yaptığının burada hiçbir karşılığı yok. Sıfırdan başlıyorsun. Ama bu “sıfır” duygusu beklediğimden daha ağırdı.
Bir süre sonra geçici işlere girdim. Depoda çalıştım, temizlik yaptım, ne bulduysam yaptım. Fiziksel olarak zor değildi aslında. Ben çalışmaktan korkan biri değildim. Ama mental olarak zorlayıcıydı. Çünkü içimden sürekli şu geçiyordu: “Ben buraya bunun için mi geldim?”
İnsan o noktada kendine karşı çok dürüst olamıyor. Çünkü kabul etmek zor. “Evet, şu an hayalini kurduğum yerde değilim” demek kolay değil.
Ama zaman geçtikçe bakış açım değişti. O işleri yaparken fark ettim ki aslında sistem inside-out çalışıyor burada. Yani önce kendini adapte etmen gerekiyor, sonra sistem seni kabul etmeye başlıyor.
Yaklaşık 8 ay sonra, alanımla ilgili ilk işimi buldum. Maaşı yüksek değildi. Ama hayatımda aldığım en önemli iş tekliflerinden biriydi. Çünkü o iş bana şunu söyledi:
“Artık bu oyunun içindesin.”
Oradan sonrası daha farklı ilerledi. Yavaş yavaş deneyim kazandım. İnsanlarla bağ kurmaya başladım. Dilim gelişti. Ortama alıştım. Ve en önemlisi, özgüvenim geri geldi.
Ama her şey orada bitmedi.
Bugün geriye baktığımda şunu çok net görüyorum: Asıl zor dönemler, iş bulmadan önce değilmiş. Asıl zor dönem… her şey “yolunda görünürken” başlıyormuş.
Kanada’daki 3. ve 4. yılımda enteresan bir boşluk yaşadım. İşim vardı, param vardı, hayatım düzenliydi. Ama içimde sürekli bir eksiklik vardı. Sanki bir şey oturmuyordu. Bir şey tam değildi.
Bunun nedenini uzun süre anlayamadım. Çünkü mantık olarak her şey doğruydu.
Sonra şunu fark ettim:
Ben burada yaşamaya başlamamışım. Sadece ayakta kalmaya odaklanmışım.
Bu farkındalık benim için çok önemliydi. Çünkü o ana kadar hep “sonraki adım”ı düşünüyordum. Ama hiç bulunduğum hayatı yaşamıyordum.
O noktadan sonra bilinçli olarak hayatımı değiştirmeye başladım. Daha fazla sosyalleştim. Farklı insanlarla tanıştım. Sadece iş ve para odaklı yaşamamaya çalıştım.
Kolay olmadı. Hatta bazı şeyleri öğrenmem yıllar aldı. Kanada’da ilişkiler farklı kuruluyor. İnsanlar farklı iletişim kuruyor. Bu adaptasyon süreci sandığımdan daha uzun sürdü.
Ama zamanla oturdu.
Bugün 10 yıl sonra dönüp baktığımda şunu net söyleyebilirim:
En zor kısım iş bulmak değildi.
En zor kısım yalnızlık da değildi.
En zor kısım… kendini yeniden kurmaktı.
Çünkü burada sadece hayatını değiştirmiyorsun. Farkında olmadan kendin de değişiyorsun. Önceliklerin değişiyor, düşünce şeklin değişiyor, insanlarla kurduğun bağ değişiyor.
İlk geldiğimdeki ben ile şu anki ben aynı kişi değiliz. Bunu hiçbir zaman kötü anlamda söylemiyorum. Ama farklıyım. Daha sakinim, daha sabırlıyım ve biraz daha gerçekçiyim.
Eğer bugün biri bana “değdi mi?” diye sorarsa, net bir evet ya da hayır cevabı veremem.
Ama şunu söyleyebilirim:
Ben artık nereye ait olduğumu eskisi kadar sorgulamıyorum.
Ve bu benim için, bütün bu sürecin en değerli sonucu.
