— Murat’ın Hikayesi
Kanada’ya taşındığımda herkesin bana söylediği tek bir şey vardı:
“Biraz sabret. İlk yıl zor geçer.”
Ben de buna hazırdım. Hatta kendime güvenim o kadar yüksekti ki içimden şöyle diyordum:
“İlk yıl ne ki? Ben bunu çok daha hızlı çözerim.”
Gerçekten de ilk birkaç ay düşündüğüm gibi geçti. Yeni bir ülke, yeni bir düzen… ilk başta zor ama yönetilebilir. İngilizcem yeterliydi, iş buldum, küçük bir çevrem oluştu. Kendime düzen kurmaya başlamıştım.
Ve bir noktada şunu düşündüm:
“Tamam. İşin zor kısmı bitti.”
Ama asıl hikaye ondan sonra başladı.
İkinci yılın başında her şey dışarıdan mükemmel görünüyordu.
İşim vardı. Maaşım düzenli geliyordu. Oturduğum yer düzgündü. Kimseyle problemim yoktu.
Ama içimde tarif edemediğim bir eksiklik vardı.
Bu eksiklik öyle bir şeydi ki…
kötü olmuyorsun ama iyi de hissetmiyorsun.
Sabah işe gidiyorum. İşimi yapıyorum. İnsanlarla konuşuyorum. Gülüyorum bile bazen. Ama bütün gün bir şey eksik.
Akşam eve geliyorum.
Ve işte o an başlıyor.
Sessizlik.
Türkiye’deki gibi eve gelince bir ses yok. Televizyon arka planda bile olsa bir “varlık” hissi yok. Bazen sırf ses olsun diye YouTube açtığımı hatırlıyorum.
Bir akşam mutfakta yemek yaparken fark ettim:
Ben burada kimseyle bağ kurmamışım.
İnsanlarla tanışmıştım. Hatta düzenli gördüğüm insanlar da vardı. Ama bağ yoktu. O sıcaklık yoktu.
Ve en garip olan şey…
Bunun farkına geç varıyorsun.
Çünkü burada her şey “iyi” görünüyor.
Kimse sana kötü davranmıyor.
Kimse seni dışlamıyor.
Ama kimse sana gerçekten yaklaşmıyor da.
O akşam yemeği yarım bıraktım. Masaya oturdum. Telefonu elime aldım.
Türkiye’yi aramak istedim. Ama aramadım.
Çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum.
“Mutluyum” desem yalan.
“Mutsuzum” desem… o kadar da değil.
Bu çok garip bir durumdu:
Nötr bir yalnızlık.
O gün bir şey değişti.
Ertesi gün bilinçli olarak farklı bir şey yaptım. İşten sonra direkt eve gitmedim. Bir kafeye girdim. Oturdum. Etrafı izledim.
Hiçbir şey olmadı.
Ama ben ilk adımı atmıştım.
Sonra bunu tekrar ettim.
Bir gün barista ile konuşmaya başladım.
Başka bir gün yan masadaki biriyle göz göze geldik, kısa bir sohbet oldu.
Küçük şeyler.
Ama bu küçük şeyler zamanla büyüdü.
Bir süre sonra hafta sonları dışarı çıkmaya başladım. Meetup gruplarına katıldım. Yeni insanlarla tanıştım.
Kolay olmadı. Hatta çoğu zaman çok zor geldi.
Ama şunu fark ettim:
Kanada’da hayat hazır gelmiyor.
Sen kuruyorsun.
İkinci yılın sonunda dönüp baktığımda şunu gördüm:
Başta düşündüğüm gibi “zor olan ilk yıl” değildi.
Zor olan şey…
gerçekten yaşamaya başlamakmış.
Bugün hala mükemmel bir hayatım yok.
Ama artık boş da değil.
Ve en önemlisi:
Artık sadece burada yaşamıyorum…
burayı hissediyorum.
