Kanada’ya Öğrenci Olarak Geldim, Hayatımı Baştan Kurdum

Kanada’ya gelme kararını verdiğim günü hâlâ çok net hatırlıyorum. Türkiye’de üniversiteyi bitirmiştim ama istediğim yerde değildim. Her sabah aynı şekilde uyanıyor, aynı şeyleri yapıyor ve içimde hep aynı boşlukla günü tamamlıyordum. Bir şeylerin eksik olduğunu biliyordum ama ne olduğunu tam olarak tarif edemiyordum. Bir gün “Ya denesem?” diye düşündüm. İşte her şey o düşünceyle başladı.

Başvuru süreci benim için gerçekten zordu. İngilizcem yeterli değildi, sınavlara hazırlanırken birçok kez pes etmek istedim. Geceleri oturup tekrar çalıştım, videolar izledim, kelime ezberledim. Bazen hiçbir şey anlamıyormuş gibi hissediyordum. Ama içimde hep bir ses vardı: “Şimdi vazgeçersen, hep burada kalacaksın.” O ses beni ayakta tuttu.

Kabul mektubunu aldığım gün hayatımda ilk defa aynı anda hem bu kadar mutlu hem de bu kadar korkmuş hissettim. Çünkü artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiştim. Bavul hazırlarken fark ettim; aslında sadece eşyalarımı değil, bütün hayatımı geride bırakıyordum.

Kanada’ya geldiğim ilk gün benim için şok gibiydi. Hava çok soğuktu, insanlar çok hızlı konuşuyordu ve hiçbir şey alışık olduğum gibi değildi.

Havaalanından çıktığımda kendimi gerçekten yalnız hissettim. Etrafım kalabalıktı ama kimseyi tanımıyordum. O an “Ben gerçekten ne yaptım?” diye düşündüm.

İlk haftalar en zor olanıydı. Markete gitmek bile benim için stresliydi. Kasada bir şey sorulduğunda anlamıyordum, cevap veremiyordum. Bazen sadece başımı sallayıp geçiyordum. Otobüse binerken yanlış yere gitmekten korkuyordum. En basit şeyler bile büyük mücadelelere dönüşmüştü.

Okul başladığında hayatım biraz düzenlendi ama bu da kolay olmadı. Sınıfta herkes rahatça konuşurken ben cümle kurmakta zorlanıyordum. Yanlış yapmaktan çok korkuyordum. Bazen konuşmamayı tercih ediyordum. Ama sonra kendime kızdım. Buraya kadar gelmiştim, susmak için değil.

Küçük küçük denemeye başladım. Bir gün derste söz aldım, cümlelerim düzgün değildi ama söyledim. O an benim için çok önemliydi. Çünkü o gün kendime şunu kanıtladım: korksam da yapabiliyorum.

Maddi olarak ayakta kalmak ayrı bir stres kaynağıydı. Part-time iş aramaya başladım. İlk görüşmede çok heyecanlandım ve istediğim gibi konuşamadım. Red aldım. Çok moralim bozuldu ama durmadım. Tekrar denedim. Sonunda küçük bir kafede iş buldum.

İlk iş günüm çok zordu. Yoruldum, hata yaptım, bazen ne söylendiğini anlamadım. Ama günün sonunda içimde garip bir mutluluk vardı. Çünkü artık kendi ayaklarımın üzerinde durmaya başlamıştım.

Zaman geçtikçe her şey yavaş yavaş değişti. İngilizcem gelişti. İnsanlarla konuşmak daha kolay hale geldi. İşte daha rahat oldum. Okulda kendimi ifade etmeye başladım. İlk başta korktuğum şeyler artık normal geliyordu.

Ama geceler… geceler hâlâ zordu. Yatağa uzandığımda Türkiye’yi düşünüyordum. Ailemi, arkadaşlarımı, alıştığım hayatı… Bazen her şeyi bırakıp geri dönmek istedim. Ama sonra neden geldiğimi hatırladım.

Mezun olduğum gün sahneye çıkarken gözlerim doldu. O ana ulaşmak kolay olmamıştı. İlk geldiğim günkü halimi düşündüm. Ne kadar kaybolmuş, ne kadar korkmuş olduğumu hatırladım. Ve kendi kendime “Başardın” dedim.

Mezuniyetten sonra çalışma izni aldım ve alanımda iş buldum. Artık sadece öğrencilik değil, gerçek bir hayat kuruyordum. İlk maaşımı aldığımda uzun süre baktım. Bu sadece para değildi. Bu, verdiğim mücadelenin karşılığıydı.

Zamanla Kanada benim için yabancı bir ülke olmaktan çıktı. Bir hayat kurduğum yer haline geldi. Arkadaşlar edindim, alıştım, hatta sevdim.

Permanent resident onayımı aldığım günü asla unutamam. Telefonuma gelen o mesajı defalarca okudum. Gözlerim doldu. Çünkü o an anladım ki, bütün o zorluklar boşuna değildi. Artık burada kalıcıydım. Artık burası benim de evimdi.
Bazen akşamları yürüyüşe çıktığımda durup etrafıma bakıyorum. Işıklar, insanlar, sessiz sokaklar… Ve içimden tek bir cümle geçiyor:
“İyi ki vazgeçmemişim.”

Kolay olmadı. Hâlâ kolay değil. Ama artık biliyorum ki insan isterse, sıfırdan da başlayabilir. Ve bazen en güzel hayatlar, en zor kararlarla başlar.