Üç Yıl Sonra Her Şeyi Yeniden Kaybetmekle Karşı Karşıya Olduğumuzu Anladık

Kanada’ya gelişimiz bir tercih değildi. Açıkçası kimse bize sorsa “yeni bir ülkeye gitmek ister misiniz?” diye, muhtemelen hayır derdik. Ama o günlerde zaten kimsenin bir şey seçme lüksü yoktu. Depremden sonra hayatımız, birkaç saat içinde tamamen değişti. Evimiz yoktu, düzenimiz yoktu ve en önemlisi, artık kendimizi güvende hissettiğimiz bir yer yoktu.

O dönem herkes bir yol arıyordu. Biz de öyle. Kimimiz başka şehirlere gitti, kimimiz akrabaların yanına yerleşti. Bizim şansımız mıydı, yoksa sadece doğru zamanda doğru bilgiye ulaşmak mı bilmiyorum ama geçici bir program üzerinden Kanada’ya gelme imkanı bulduk. Açık konuşmak gerekirse, o günlerde tek düşündüğümüz şey şuydu: “Buradan çıkalım da gerisi sonra.”

Kanada’ya geldiğimizde her şey çok yabancıydı. Dil, insanlar, sistem… her şey. Ama ilginç olan şu ki, ilk kez uzun zaman sonra kendimizi güvende hissetmeye başladık. Gece uyurken bir şey olacak mı diye düşünmeden uyumak bile başlı başına bir değişimdi.

İlk birkaç ay tamamen adapte olmaya çalışmakla geçti. Çocuklar okula başladı, biz iş aramaya başladık. İngilizcemiz yeterli değildi ama mecburduk. Küçük işlere girdik, çıktık. Maddi olarak çok zorlanıyorduk ama o dönem bunu çok büyütmedik açıkçası. Çünkü Türkiye’de bıraktığımız durumla karşılaştırınca, burası bize “daha düzenli” geliyordu.

Zaman geçtikçe hayat biraz oturur gibi oldu. Çocuklar arkadaş edindi, okula alıştı. Biz de kendi düzenimizi kurmaya başladık. Küçük bir ev tuttuk, temel ihtiyaçlarımızı karşılayabildiğimiz bir noktaya geldik. O noktada artık “tamam, buradayız” demeye başlamıştık.

Ama asıl zorluk o zaman başladı.

İlk geldiğimizde herkes bize şunu söylüyordu: “Geçici statüdesiniz, dikkatli olun.” O zaman o cümle çok anlamlı gelmiyordu. Çünkü zihnimiz tamamen hayatta kalmaya odaklıydı. Ama zaman geçtikçe şunu fark ettik: Biz burada yaşıyoruz ama aslında buraya ait değiliz.

Üçüncü yıla girerken, bu konu daha ciddi bir hal aldı. Çünkü statümüzün süresi yaklaşmaya başlamıştı. Ve o ana kadar hep içten içe düşündüğümüz şey gerçek bir probleme dönüştü: “Burada kalabilecek miyiz?”

PR başvurusu yapmayı düşündük. Araştırdık, öğrendik. Ama süreç sandığımızdan daha zordu. Puan sistemi, dil gereksinimleri, iş deneyimi… her şey üst üste geliyordu. Ne biz o seviyedeydik, ne de kısa sürede o noktaya gelebilecek gibiydik.

İlk kez o zaman gerçek bir korku hissettik.

Çünkü mesele sadece “bir başvuru” değildi. Mesele şuydu:

Biz buraya bir hayat kurduk.

Çocuklarımız burada okula gidiyor, arkadaşları var. Türkçe’den çok İngilizce konuşmaya başladılar. Burası onlar için artık “geçici bir yer” değildi.

Ama sistem seni öyle görmüyor.

Bu farkı anlamak bizim için en zor kısımdı. Çünkü duygusal olarak buradayız, hayatımız burada. Ama resmi olarak hala geçiciyiz. Ve o çizgi, düşündüğümüzden çok daha sert.

Son aylarda sürekli aynı şeyi konuşuyoruz:

“Geri dönmek zorunda kalırsak ne yaparız?”

Bu soru, başlarda sadece bir ihtimaldi. Şimdi ise gerçek bir senaryo gibi duruyor.

Çocuklara bunu nasıl anlatırız?
Burada kurduğumuz hayatı nasıl geride bırakırız?
Türkiye’ye geri dönersek, tekrar en baştan nasıl başlarız?

Bunların cevabı yok.

Belki de bu sürecin en zor kısmı bu: belirsizlik.

İnsan en azından zor bir durumdaysa, neyle karşı karşıya olduğunu bilir. Ama burada öyle değil. Ne tamamen buradasın, ne de tamamen başka bir yere ait.

Bugün geldiğimiz noktada şunu çok net söyleyebilirim:

Kanada bize çok şey verdi.
Güven verdi, düzen verdi, bir nefes alma alanı verdi.

Ama aynı zamanda şunu da öğretti:

Burada kalıcı olmak, buraya gelmekten çok daha zor.

Eğer bir gün gitmek zorunda kalırsak, bu sadece bir ülkeyi terk etmek olmayacak. Aynı zamanda son üç yılda kurduğumuz hayatı geride bırakmak olacak.

Ve bu, en zor kısmı.