Başta Sadece Dil Okulu İçin Gelmiştim, Şimdi Borçlarımı Ödeyen Bir Hayatım Var

Kanada’ya gelişim aslında çok büyük bir planın parçası değildi. Açıkçası ilk başta düşüncem çok netti: birkaç ay dil öğreneyim, biraz yurtdışı tecrübesi kazanayım, sonra geri dönerim. Ne uzun vadeli bir planım vardı ne de kalıcı olmayı gerçekten düşündüğüm bir dönemdi.

Dil okulu aracılığıyla geldim. İlk geldiğimde her şey heyecan vericiydi ama aynı zamanda stresliydi. Çünkü ilk defa ailemden bu kadar uzun süre ayrı kalıyordum ve bulunduğum ortam tamamen farklıydı. İnsanlar, sistem, günlük hayat… her şey alışık olduğumdan farklıydı. İlk birkaç hafta tamamen gözlem yaparak geçti diyebilirim.

Dil okulunda geçirdiğim süre benim için tahmin ettiğimden daha kritik oldu. Çünkü orada sadece dil öğrenmedim, aynı zamanda Kanada sistemini az çok anlamaya başladım. Öğretmenlerle konuşmalar, farklı ülkelerden gelen insanlarla tanışmak… hepsi bakış açımı değiştirdi. Özellikle o dönemde, burada üniversite okumayı düşünen insanlarla tanışmam, aklımda ilk kıvılcımı yakan şey oldu.

Bir noktadan sonra kendime şu soruyu sordum: “Madem buradayım, neden bu süreci biraz daha ileri taşımıyorum?”

Bu kararı vermek kolay değildi. Çünkü işin finansal tarafı ciddi bir yük demekti. Dil okulu ayrı bir masraf, üniversite ayrı, yaşam maliyetleri ayrı… Ama yine de denemek istedim. Açıkçası içimde hep “şimdi denemezsem bir daha fırsat olmayabilir” hissi vardı.

Üniversiteye geçiş süreci düşündüğüm kadar zor olmadı ama tamamen sorunsuzdu da diyemem. Başvuru süreci, gerekli belgeler, okul seçimi… hepsi zaman ve dikkat gerektiriyordu. Ama bir şekilde hepsini tamamladım ve kabul aldım.

Asıl süreç o zaman başladı.

Okul başladığında, bir yandan derslere yetişmeye çalışıyor, bir yandan da part-time iş arıyordum. Çünkü açıkçası ailemden sürekli destek almak istemiyordum. En azından kendi masraflarımın bir kısmını karşılamak istiyordum.

İlk işimi oldukça basit bir yerde buldum. Çok zor bir iş değildi ama alışmak zaman aldı. Özellikle dil konusu başlarda düşündüğümden daha zordu. Günlük konuşmalar, iş ortamındaki iletişim… her şey kitaplarda öğrendiğimden farklıydı. Ama zamanla alışıyorsun, mecburen öğreniyorsun.

O dönem hayatım biraz şöyleydi:
Gündüz okul, akşam iş, gece ders.

Kolay değildi ama garip bir şekilde motive ediciydi. Çünkü her şeyin bir amacı vardı. Yavaş yavaş hem İngilizcem gelişti hem de kendime olan güvenim arttı.

Üniversite bittikten sonra en büyük soru şuydu: “Şimdi ne olacak?”

Mezuniyet sonrası çalışma izni (PGWP) aldım ve bu noktadan sonra sürecin yönü biraz daha netleşmeye başladı. Çünkü artık Kanada’da iş bulma ve burada kalıcı olma ihtimali daha somut hale gelmişti.

İş arama süreci çok kolay değildi ama tamamen imkansız da değildi. Belki şanslıydım, belki de doğru zamanda doğru başvuruları yaptım ama birkaç denemeden sonra kendi alanıma yakın bir iş buldum. İlk başta pozisyon çok üst düzey değildi ama önemli olan o kapıdan girebilmekti.

İşe başladıktan sonra hayatım biraz daha dengelendi. Artık sadece hayatta kalmaya çalışmıyordum, gerçekten bir düzen kurmaya başlamıştım. Ve bu da bana şu düşünceyi getirdi: “Galiba burada kalabilirim.”

PR süreci bu noktadan sonra gündemime girdi. Daha önce duyuyordum ama hiç bu kadar ciddiye almamıştım. Puan hesapları, dil sınavları, iş deneyimi… hepsini tek tek değerlendirmem gerekti.

Açıkçası süreç benim için çoğu kişinin anlattığı kadar zorlayıcı olmadı. Çünkü elimde Kanada deneyimi vardı, çalışıyordum ve zaman içinde puanımı yükseltebildim. Ama bu kolay olduğu anlamına gelmiyor. Sadece doğru adımlar biraz işleri hızlandırdı diyebilirim.

PR başvurusunu yaptığım gün, belki de bu sürecin en garip anlarından biriydi. Çünkü bir yandan “acaba olur mu?” diye düşünüyorsun, bir yandan da geçtiğin yolu hatırlıyorsun.

Başlangıçta sadece birkaç aylık dil okulu planlayan biriydim.

Şimdi ise kalıcı oturum başvurusu yapan birine dönüşmüştüm.

Bugün geldiğim noktada, tam zamanlı çalışıyorum. Kendi alanıma yakın bir işim var ve yavaş yavaş borçlarımı ödüyorum. Çünkü dürüst olmak gerekirse, bu sürecin en zor taraflarından biri finansal yüküydü. Eğitim, yaşam, günlük masraflar… hepsi birikti. O yüzden kim “çok kolay” diyorsa, orada biraz gerçek payı eksik olabilir.

Ama yine de şunu çok net söyleyebilirim:

Bu süreç bana çok şey öğretti.
Sorumluluk almayı, risk almayı, sabretmeyi…

Ve belki de en önemlisi, küçük bir adımın hayatını tamamen değiştirebileceğini.

Eğer bana başta “3–4 yıl sonra burada bu noktada olacaksın” deselerdi, muhtemelen inanmazdım.

Ama şimdi dönüp baktığımda, her şeyin adım adım olduğunu görüyorum.

Ve belki de en güzel yanı şu:

Bu hikaye hala devam ediyor.